Kendimden örnek vereyim, Cartel'den beri rap dinliyorum (hatta onun da öncesi ice ice baby maceramız var, ilkokul yıllarında ) 2006'dan beri de icra etmeye çalışıyorum.

Ama aynı zamanda yine ilkokuldan beri halkoyunları ile de ilgileniyorum, hatta eğitmenlik sertifikam bile var. Türkülerle sürekli iç içeyim. Mecburiyetten değil, sevdiğimden.

Keza TSM de benim için bambaşkadır. Bilgisayarımdaki "KLASİKLER" klasörümde hatırı sayılır büyüklükte bir TSM arşivi bulunmakta, severek dinlerim.

Ama iş icraata geldiğinde ben rap müziği tercih ediyorum. Eş-dost arasındaki yemeklerde toplanmalarda çok kez İsmail Olgay edasıyla "ölüüüyorum kederimdeeenn" diye söylemişimdir de, o başka bu başka haliyle Diyeceğim odur ki, insan pek tabii istediği tarzda eserler sunarken kendi kültürünü de yaşayabilir-yaşatabilir. Bu biraz bizim elimizde.

Yani uzun lafın kısası, müziğin evrenselliği konusunda sanırım hemfikiriz. Öyle olmasa atıyorum bir Victor Deme beni etkilemezdi. Adamın dediğinden hiç bir şey anlamamama rağmen dinlerken bu boyuttan soyutlanıyorum adeta. Bu bir çoğumuz için de öyledir muhtemelen. Tek kelimesini anlamadığınız bir parça sizi hiç etkilemedi mi?

Ama sibiryalı'nın şu anlattığı konuya da fazlasıyla katılıyorum. Örnek vermek gerekirse; bu ülkede "gangsta rap" denen bir tarz yapılıyor. "Asarım keserim biçerim yok ederim ben buyum asmışlığım kesmişliğim var" vs vs. ama Amerika'da yaşamıyoruz.

Sadece gerçekler yazılıp söylenmeli diye bir kısıtlama değil benimkisi, elbette hayal gücü kullanılacak, sonuçta bu bir sanat. Ama o hayal gücünü kullanırken hayal edilen şeylerin gerçek hayatta yaşanıldığı edasına bürünülmesi beni çileden çıkartıyor.